Skip to main content

Evrende Yaşam, Sizce Yanlız mıyız?

İnsanoğlu tarihin başından beri gök yüzüne baktı ve merak içerisinde kendine şu soruyu sordu; evrende yaşam var mı, acaba yanlız mıyız? Bu soru belkide bilinen en eski ve değişmeyen ilk 3 merağımız, sorumuzdan biri.

Karanlıkta Gök Yüzü
Fotoğraf: William Li

Bu soruyu kendinize sormadıysanız, büyük ihtimalle gece vakti gözünüzün alabildiği kadar her yerin karanlık, tek ışık kaynağının gök yüzü olduğu bir ortamda hiç bulunmadınız. Malesef ışık kirliliği gökyüzünde sanki hiç yıldız yokmuş gibi yok edebiliyor.

William Li tarafından çekilen fotoğrafta ışık kirliliğinin az olduğu ortamlarda gök yüzünün nasıl gözüktüğünü sizlerde görebilirsiniz. Bu görkemli manzara karşısında insanın büyülenmemesi, etkilenmemesi, merak etmemesi ya da aklında sorular oluşmaması neredeyse imkansız.

 

Evrende Yaşam Arayışımız Devam Ediyor

NASA Kepler adını koyduğu, başlıca görevi gezegen bulma olan teleskobunu 7 Mart 2009 yılında uzaya gönderdi.

Kepler hizmet verdiği 4 yıl boyunca resmen hayal gücümüzü zorlayıp, bizi şaşırtmaya devam etti. Öyle ki şuanda Kepler bozulmuş, tam olarak fonksiyonuna devam edemiyor olsa dahi, gönderdiği verileri analiz etmek yıllar sürecek.

Örneğin Kepler’den önce neredeyse hemen hemen her  yıldız etrafında yörünge edinen gezegen ya da gezegenler olduğunu bilmiyorduk. Kepler’in sağladığı verilere dayanarak, SETI‘den Seth Shostak “Sadece Samanyolu galaksimizde her 5 yıldızdan (güneşimiz bir yıldızdır) 1 tanesinin yaşam barındırabilecek potansiyele sahip” diyor.

Bir Gezegenin Yaşam Barındırabilme Potansiyeline Sahip Olması Ne Demek?

Bir gezegenin güneşinin büyüklüğüne ve yapısına göre, yaşam barındırabilmesi için gerekli olan maddeleri barındırabilmesi için güneşine belirli bir mesafe uzaklıkta olması gerekiyor. Böylece ne çok sıcak, ne de çok soğuk olacak. Yaşam barındırma şansı olan bu alana kısaca “goldilocks zone” deniyor.

Goldilocks zone, yıldıza göre değişebilir. Örneğin bizim güneşimiz biraz daha büyük ya da yapısı nedeniyle daha sıcak bir yıldız olmuş olsaydı, dünyamız şuanki Venüs gibi çok sıcak olacağı için yaşam barındıracak özelliklere sahip olamazken, Mars çevresi goldilocks zone, yani yaşam için ideal bir alan olacaktı.

Tabii yaşam barındırma derken, biz insanların yaşayabileceği sıcaklıklardan bahsediyoruz. Örneğin dünyada öyle yerlerde bakteriler, böcekler yaşayabiliyor ki, insanların yaşamasına imkan yok. Elbette bizlerin önceliği kendi bildiğimiz akıllı (!) canlılar olan insanların yaşayabileceği gezegenleri araştırmak ve bu tarz gezegenleri “yaşam barındırma potansiyeline sahip” olarak kategorilendiriyoruz.

Goldilocks zone dışında bilim adamları ve konu hakkında ilgili çevrelerin çoğu kendi güneş sistemimizde bulunan, Jupiter’in aylarından biri olan Europa’nın kalın buzlarının altındaki denizinde yaşayan balık tarzı ya da en azından bakteriyel yaşam barındırdığını düşünüyorlar. Tabii bizler şuan için sadece bizlerin yaşayabileceği gezegenler ve güneş sistemi yapılarıyla ilgileniyoruz.

Ne Kadar Yıldızdan Bahsediyoruz?

  • Sadece Samanyolu galaksimizde bizim güneşimiz dahil 200 – 400 trilyon kadar yıldız var.
  • Yakın bir dönemde Almanya’da super bilgisayar tarafından, teknolojimizin izin verdiği kadarıyla gözlemleye bildiğimiz evren üzerinde yapılan analize göre şuanda Samanyolu galaksimiz dahil 500 trilyon galaksi bulunduğu hesaplandı. Yani Samanyolundaki her bir yıldız için evrende 1 galaksi var.
  • Samanyolu bir uçtan diğerine yaklaşık 100.000 – 120.000 ışık yılı uzunluğundadır. Yani ışık hızı ile bile bir uçtan diğerine seyahat etmek isteseniz 100.000 – 120.000 yıl sadece bir uçtan diğerine gidebilirsiniz.
  • Samanyolu galaksimiz, orta ölçekli bir galaksidir. Yani evrende Samanyolun’dan çok çok daha büyük ve dolayısıyla çok çok daha fazla yıldız barındıran galaksiler var.
  • Samanyoluna en yakın galaksi, dünyamızdan tam 2.5 milyon ışık yılı uzaktadır.

Kısacası ne kadar yıldız olduğunu rakamlarla tahmini bir hesap yapmaya çalışsak bile o kadar büyük rakamlar çıkacak ki yazmak bile çok zor olacak. Kısacası örneklendirmek gerekirse dünyadaki bütün kumsallardaki, kum tanelerinin toplamından bile daha fazla yıldız var.

Selam Dünyalı Biz Dostuz!

Peki madem bu kadar çok yıldız ve gezegen var. Hatta her 5 yıldızdan 1 tanesinin yaşam barındırabilecek potansiyeli var, neden hala bir uzaylı kapımızı çalıp “selam dünyalı biz dostuz” demedi diye düşünüyor olabilirsiniz.

Şimdi kısaca bir kaç açıklamasını yapayım;

  • Evren hayal gücünüzün bile alamayacağı kadar büyük.
  • 1800’lülerin sonu, 1900’lerin başı gibi ilk radyo sinyalerimizi yaymaya başladık. Yani 100 – 120 yıl gibi bir süredir evrene varlığımız hakkında sinyal yayıyoruz. Daha Kepler’in gözlemlediği yaşam barındırabilecek en yakın gezegene bile ilk radyo sinyalimiz ulaşamadı.
  • Radyo sinyalleri ışık hızıyla seyahat ederler. Radyo sinyali gibi sinyallerle haberleştiğimiz sürece, 600 ışık yılı uzaklıkta biriyle telefon / radyo / internet ile görüşmek istediğimizde bir “Alo” dediğimizde, karşı tarafa bu yazının ya da sesimizin ulaşması tam 600 yıl sürecek. Karşı taraftan “Alo” yazısının / sesinin bize ulaşmasıda 600 yıl sürecek. Kısacası karşılıklı selamlaşmak tam 1200 yıl sürecek.
  • Radyo, infrared gibi farklı teknolojileri kullansak bile kullanılabilinecek radyo ve ışık dalgalarında bir limit yok. Milyar hatta trilyonlarca farklı frekansta ışık / radyo dalgaları kullanılabilinir. Bu durumda gönderdiğimiz sinyale ait frekansı dinlemedikleri / takip etmedikleri sürece bizi ne duyabilirler, ne görebilirler. Aynı şekilde başka bir gezegenden bize sinyal gönderiyor olabilirler ama o frekansı dinlemediğimiz ya da iletişim yöntemini kullanmadığımız için duymuyor olabiliriz.
  • Eğer teknolojileri bizlerden çok çok daha ileriyse, özellikle gezegenler, güneş sistemleri hatta belki galaksiler arası seyahat edebilecek bir teknolojiye sahip yaşam biçimleri varsa kesinlikle birbirleriyle haberleşmek için radyo / ışık gibi son derece yavaş olan haberleşme yöntemlerini kullanmayacakları için bizim bugün kullandığımız frekansları ya da iletişim teknolojisine ait birşeyi kullanmayacakları garanti.
  • Radyo sinyalleri uzun yollar için ideal değil. Yol uzadıkça, zamanla bu sinyaller bozulur, zayıflar ve sonunda algılanamayacak hale gelirler ve yok olurlar.
  • Radyo sinyallerini algılayabilmek için doğru yönü, doğru zamanda dinlememiz gerekiyor. Örneğin bir evinizin etrafından bir araba geçmesini beklemek için evinizin pencerelerinden dışarı baktığınızı düşünün. Saat 10:00’da bir evinizin kuzeye bakan penceresinden araba geçerken, güneye bakan penceresinden dışarı bakıyorsanız arabanın geçtiğini görmeyeceksiniz.
  • Son 100 – 120 yıldır radyo sinyallerini aktif olarak kullanmaktayız. Bu şekilde iletişimin yeterli olmadığını çoktan farkettik ve lazer, kuantum dolanıklılık gibi yollar aracılığıyla farklı şekilde iletişim / bilgi taransferi gibi daha etkili yollar üzerinde araştırma ve testler yapmaktayız. İnsanlığın bu dünyada yuvarlak hesap 2 milyon yıldır var olduğunu düşünürseniz 100 – 150 yıl kullanılan bir iletişim metodu bu sürenin yanında göz açıp kapayıncaya kadar geçen süredir. Aynı şekilde başka bir dünyada yaşayan (akıllı) canlılarda radyo ile iletişim yöntemini bulsalar dahi bu yöntemi yetersiz olduğu için uzun süre kullanmayacaklardır.

Elbette sebepler artırılabilinir. Başlıca bu sebeplerden dolayı bildiğimiz kadarıyla henüz “selam dünyalı” lafını bir uzaylıdan duyamadık.

Kısacası herkesin anlayabilmesi adına samanlıkta iğne aramaya benzer derler ya;

  • Dünyayı birden boşalttığınızı ve herhangi bir yere 1 saç teli koyulduğunu hayal edin. Herhangi bir alet olmadan, dolaşarak saç telini bulmaya çalışmanın ne kadar zor olduğunu düşünün. Bu zorluğu bir kaç trilyonla çarpın.

Şuanda teknolojimizin izin verdiği kadarıyla kullandığımız, dinlediğimiz iletişim frekansları ile bir cevap almak o kadar zor.

Uzayda Yakın Ne Kadar Yakın, Uzak Ne Kadar Uzak?

Kepler hakkında sizleri şaşırtabilecek gerçeklerden bir tanesi ise; bir akşam, bir yumruğunuzu gök yüzüne kaldırın ve bakın. Kepler gök yüzünde sadece bir elinizin yumruğu kadar alana 4 yıl boyunca gözünü kırpmadan baktı. Bütün veriler sadece bu ufacık bir alanda, sadece kendi galaksimiz içerisinde komşularımız sayılacak kadar yakın, ufacık bir alan için yapılan bir araştırma. Yakın ya da ufak derken elbette uzay’a göre yakın ve ufak.

Örneğin Kepler’in bulduğu gezegenlerden biri 600 ışık yılı uzaklıkta. Yani ışık hızıyla yolculuk edebilsek, 600 yıldan önce o gezegene ulaşamayacağız demektir. Işık hızının ne kadar hızlı olduğunu düşünebilmenizi kolaylaştırabilmek adına kısa bir sunum yapayım;

  • Dünya’nın güneşimize uzaklığı 149,600,000 KM’dir.
  • Güneşten ışığın dünyaya ulaşması sadece 8 dakika 19 saniye sürüyor.

Yani 8 dakika içerisinde 150 milyon KM yol alıyor.

  • Yuvarlak hesap ışık normal koşullarda 1 saniyede 300.000 KM (yuvarlamadan; 299 792 458 metre) yol yapıyor.

Işık hızının normal koşulu olur mu diye düşünmeyin, oluyor. Yer çekimi, bulunan ortamın ısısı, kimyasal bileşeni ışığın hızını etkileyebiliyor.

600 ışık yılı uzakta olan bir gezegen aşağı yukarı / yuvarlak hesap 5,680,000,000,000,000 KM kadar uzak oluyor. Bu tarz bir rakamın yazılışını bırakın, okunuşu bile zor olduğu için astronomide özellikle güneş sistemimiz dışında kalan mesafeleri belirtirken ışık yılı kullanılır. Bu kadar büyük bir rakamı yazmayı bırakın ne kadar büyük olduğunu hayal etmek bile zor.

Uzaylılar Gerçekten Var mı?

Meraklısı hemen Drake denklemi ile hesap yapabilir. Bu denkleme göre sadece Samanyolu galaksimizde 1000 ila 100.000.000 arası belirli bir teknolojiye ulaşmış uygarlıkların olması gerekiyor. Teknolojimizin izin verdiği kadarıyla görebildiğimiz kadarıyla 500 trilyon galaksi olduğunu düşünürseniz en düşük değerleri bile alsanız evrende en azından katrilyonlarca uygarlık olması olasılığı var demektir.

Sizce bu kadar büyük bir evren içerisinde yanlız olduğumuzu düşünmek mi hayal perestlik, yoksa dünya dışı yaşamın olduğuna inanmak mı?

Ilgıt Yıldırım

Alanında 16 yıldan fazla tecrübesi olan bir freelance / serbest web yazılımcısıyım. Son 8 yıldır e-ticaret siteleri ağırlıklı çalışmalar yapmaktayım. Web yazılımı konusunda PHP, MySQL, HTML, CSS ana ilgi alanlarımdır.